hable con ella
Çarşamba, Eylül 16, 2009
Bu fim sayesinde ispanyolcaya olan ilgim iyice körüklendi okadar çok öğrenesim geldi ki hattta bugün ispanyolca başlangıç kitaplarına bile baktım diyebilirim.
Filme gelince insanın hayatta başına nerde nezamn ne geliceği hiç mi hiç belli olmuyo gerçeğini vurguluyor. Filmde de anlatılan herkezden herşey beklenir durumunu bugün bizzat yaşadım neyse yaşadığım şeyi şimdilik es geçiyorum...Saplantı hailne gelmiş davranışların getirdiği sonuçlar kimi zaman insanın hayatına bile mal olabiliyor ve kimine göre masumca olan duyguların aslında hiç de masum olmadığını görüyoruz.
Filmin ilk sahnesinde gösterilen sahnede ahşap iskemleler ve masalar arasında kollarını açmış danseden iki kadın ve bu gösterilen oyundan etkilenen iki adamın yaşamlarının aylar sonra nasıl kesiştiğini görüyoruz. film aralarında gösterilen tiyatro sahneleri ve müzikler gerçektende çok etkileyici ve dramatikti. Film sırasında en yakın zamanda tiyatroya gitmeliyim düşüncesi uyandı birden ve bu konudaki açlığımı farkettim.
Kısacası film için komada yatan iki kadın ve onlarla ilgilenen iki adamın hikayesi denilebilir.
** Raquel'i kesinlikle dinlemeniz tavsiye edilir...
Etiketler: film, hable con ella, Kisisel, Sinema
Salı, Şubat 03, 2009
Bugün yeni yeni biloglar keşfettim okumaktan gözlerim ağrıdı. Bilog alemine dalınca çıkamıyorum nedense. Gecenin 2:30 uğunda ben hala bilog bilog geziyorum yarebbim. Ayrıca belirtmeden de geçemeyeceğim Devianarta da üye oldum (sırf her fotoyu görebilmek için itiraf ediyorum) :)) bi üye olmadığım ye orasıydı orayada üye oldum başım göğe ercek yakında:D
Bide bugünler de pek bi kitap sever oldum uzunca bir aradan sonra. Geçen hafta iki kitap bitirmenin sevinci ve huzuruyla doluyum. Artık okuyabiliyorum yeni yine yeniden. Geçen hafta hem iki kitap bitirdim hem iki filme gittim entellektüel oluyorum herhalde iyiden iyiye :P Neyse gitiğim filmlerden biri Alacakaranlık diğer biride sevgili Angelia'nın filmi. Angelina 'ya dönücem tekradan ilkin Alcakaranlıktan başlıyım öyle ahım şahım efekti olmayan kendi çapında vampir filmi ; Angel Buffy tadında diyebilirim o dizileri takip etmişler için. Bütçenin düşük olduğu belli oluyo filmi izlerken . Ama vampirleri neden bukadar cool ve çekici yaparlar filmlerde anlamış değilim. Filmin boşrol oyuncusu sevgili Edward Cullen bayanların yeni gözdesi olmuş bu film sayesinde. Hani gözde olunmıcak gibi değildi yani. Gerek gazatede gerek sanal alemde film hakkında yorumları okduğumda genç yaşlı herkes pek bi beğenmiş .Bu beğenenler arasında bende varım tabi ki. Keşkee vampire olsa olanıda Edward gibi olsa diyesi geliyor insanın . Neyse bukadar tanıtım yeter herhalde filme ilgi artar gibi gelio :P Hem dram hem aşk unsurları içeren bi film olmuş bu tarz sevenler gitmeli bence bu filme . Vizyondaki diğer filmler içinde iyi denilebilecek bi yerde.
Angelina'nın filmine(Chanceling) gelince ise Angelina'yı hiç bukadar çirkin görmemiştim. Bu filmine gitme nedenlerimden biri sinema sitelerinde aldığı puana kanmış olmam ikincisi yönetmenin Clint Eastwood olaması (million dolar baby de pek bi beğenmiştim kedisini ve filmini). Konunun gerçek olması da insanı çeken bi unsur diyebilirim. Ama iş müziklere gelince rezalet ötesi di . Sevgili chirkefin de dediği gibi sanki Kıraç yapmış müzikleri dört notadan öteye gitmiyor müzikler. Müzik konusunda vasat bi filmdi . Böyle gerçek olaylarda müzik da bi etkili olur sevgili Clint :) neyse uzun lafın kısası uzunca bi film olup sabırlı insanlara izlemeleri tavsiye edilir..
Etiketler: alacakaranlık, angelina joulie, chanceling, edward cullen, Sinema
les choristes-koro
Pazar, Ağustos 31, 2008
Uzun zamandır izlediğim en mükemmel film demem çok doğru olur. Gerçi bu aralar birsürü film izledim . Beni ağlatacak bir tane arıyodum. En sonunda da buldum diyebilirim. Bu film pek az salonda gösterime girmişti. İstanbulda bulunduğum zamanlarda gözüme çarpıyordu bir kaç yerde ama gitmek kısmet olmadı napalım . Benimde dün d&r'a gitiğimde gözüme çarptı. d&r dan 2.5 tl ye bisürü dvd aldım. Özellikle dram türündeki filmleri seçtim sırf ağlamak için. Nedense çok ağlayasım var bugünlerde, film bahane aslında ya neysee...
Bu film eskiden Hikmet Şimşek yönetiminde ki trt çocuk korosunu anımsattı bana. Çocukluğuma döndüm diyebilirim.
İlk defa bir Fransız filmini bu kadar çok beğeniyorum bu açıdanda ilkti benim için. Gerçi şimdiye kadar kaç Fransız filmi izledin diceksiniz . Çok izlemediğimi söyleyemeyeceğim. Sebepsiz yere bir antipatim var ama bu filmle bakış açımda değişti diyebilirim. Birkere filmin müzikleri için izlenir çok güzeller çünkü. Dünden beri etkisinden çıkmıyım diye neredeyse bütün müziklerini indirdim hala dinlemekteyim. Müzikler hem birbirinden güzel hem de çok acıklı her nekadar fransızca bilmesemde dinledikçe hüzün basıyor beni.
Filmin konusu çok karmaşık değil. '40 lı yıllarda Fransada ki yatılı okuldaki öğrencilerle okula yeni gelen öğretmen Clement Mathieu arasındaki olayları anlatıyor. Zaptedilmesi kolay olmayan bu çocuklarla kurduğu koro sayesinde neler yapılabileceğini gösteriyor. Filmin müzikleri de yönetmene aitmiş. Sonuç olarak duygu yüklü bir film, bu aralar tekrar izlemeyi düşünüyorum.
Şiddetle tavsiye edilir, dram sevenlere...
sinemaya gidelim...
Cuma, Mayıs 16, 2008
Sinema solanları beni tek başıma kabul ederse eğer merak edipte gitmek istediğim pek çok film var. Yeni gösterime girenler girmişte benim kaçırdıklarım bir de merak edipte beklediklerim gibi birçok liste yapabilirim. Evde dvd keyfi iyi hoşta arada bir olsa sinemaya gitmek istiyor insan. Sinemaya gitmek istediğim bugünlerde elimdeki olanaklar doğrultusunda:) gitmek istediklerimi şöyle sıralıyım efenim(bu haftaki filmlere göre yaptım bu listeyi)
1. Benim Aşk Pastam
2. Üç Haydut (çizgi film)
3. Babamla Romolus
Birde merakla beklediklerim ve uzunca bir süre merak ediceklerim desem daha iyi olacak sanıyorum;
Karamel, son yıllarda Türk filmlerine olan ilgim dolayısıyla Münferit, Cannes Film Festivalinin açılış filmi olan Körlük ve Nuri Bilge Ceylan'ın Üç Maymun'u. Körlük'le Üç Maymun'u uzunca bir süre daha bekelemem gerekecek, hemde uzunca birsüre.
Son olarakta Zeki Demirkubuz'un Masumiyet hariç diğer filmlerini izlemek istiyorum.
Pazartesi, Nisan 28, 2008

Bir insan iki günde en fazla kaç film izleyebilir bilmiyorumda ben iki günde 8 veya 9 film izledim. Anlayacağınız kendi film izleme rekorumu kırdım.
Lost'un 4.sezon 8. bölümle başladığım bu gösterime
Sonrasında
Juno
Sweeney Todd
Atonement
Zodiac
El Orfanato
Little Children
Lost in Translation
Lost'un 4.sezon 9. bölümü izleyerek kapanışı yaptım
med cezir manzaraları...
Pazartesi, Mart 10, 2008

Dün kanalları zaplarken gözüme takıldı. Daha öncede izlemiş olmama rağmen oturdum tekrar izledim. Bu filme takılmamım bir diğer sebebide filmde Zuhal Olcay ve rahmetli Yılmaz Zafer'in oynamasır.
Zeynep (Zuhal Olcay) eğitimini yurtdışında yapmış bir müddette orda yaşadığı için rahatlığa alışmıştır. Yıllar sonra tekrar türkiyeye geldiğinde bir bankada iyi bir mevkiyle işe başlar. Buraya dönmesindeki amaçlardan birtaneside eskiden soğuk baktığı evliliği artık istemektedir. Evlenip çocuk sahibi olmak gibi.banka müdürü Erol (Kadir İnanır) kendi içinde gelditleri olan dengesiz bir kişilkitir. Hiç de sevmem aslında böyle dengesiz insanları ama neyse filme dönelim. Erol'un gelgitleri Zeynep'i etkilemiştir. Zaman geçtikçe bu tuhaf adama aşık oluvermiştir. Ama bu aşk ikisinede zarar vermekten başka birşey değildir. Bu gel gitleri anlamayan Zeynep en yakın arkadaşı Ümit'ten (Yılmaz Zafer) yardım ister. Ümit hem iyi bir arkadaş hemde iyi bir psikologtur. Filmin sonunda Erol'un manik depresif olduğu ortaya çıkıyor.
Mutlu sonla bitmeyen bu filmde Kadir İnanırı mafya babası karakterleri dışında bir rolde görmek güzeldi. Zuhal Olcay'ı daha yazının başındada belirttiğim gibi oldum olası beğenirim. Ben ikidir TRT2 de izledim bu filmi. Kim bilir belki sizede denk gelir birgün izlersinir. Bu yazıyı okuduktan sonra kafanıza koyup filmi bulmaya karar verirsiniz.
Olamaz mı??? Olabilir....
Etiketler: film, kadir inanır, med cezir manzaraları, Sinema, zuhal olcay
recep ivedik sinemalarda....
Pazar, Mart 09, 2008

İnsanların çılgıncasına gitmiş olduğu gişe rekorları kıran bu filme bende katkıda bulunmuş oluyorum dün itibariyle. Normalde çok izlenen ve çok okunan şeylere karşı antipatim olmasına karşın gidip ne oluyomuş bir bakmak istedim. Fragmanlarını daha önceden izlediğim için aşağı yukarı nasıl bir film olduğu belliydi yaa... Sinema salonunda inanılmaz bir rağbet var. Gidiyorum yerimi bulup oturuyorum. Film başlıyor.
İnsanlar Recep İvedik'i görünce gülmeye, kahakaha atmaya başlıyolar. Şartlanmışlar gibi geldi bana biraz. Öyle şartlandırmışlar ki kendilerini gülmek için, onlar güldükçe ben onlara bakıyorum. Bu kadar komik olan nedir acaba? Diyeceksiniz şimdi, sen hiç mi gülmedin filmi izlerken? Güldüm gülmesine de abartıya kaçmadan, komik gelen yerlere güldüm ,ağzından çıkan her lafa değil...
İyi film olmuş ama yani tatmin edici değil. Sonu itibariylede Recep İvedik 2 nin gelmesi kesin gibi duruyor. Yeni bir ayşegül serisi olabilir film. Recep İvedik Tatilde, Recep İvedik Ormanda vs vs vs
Filmin konusuna gelince;
Halk kahramanımız recep ivedik birgün trafikteyken bir adamın düşürdüğü cüzdanı bulur. Cüzdan sahibide antalyada otelleri olan birisidir. Recep bunu televizyonda görür görmez kimliğinden tanır adamın konuştuklarını beğenir ve adama cüzdanını götürmeye karar verir. Oraya ulaşıncaya kadar başından geçen zorlu olaylardan sonra otele ulaştırtır!! kendini sonrası fragmanlardan da anlaşıldığı gibi çocukluk aşkı Sibeli görmesiyle devam eder. Onu etkilemek için yapmadığı kalmaz. Filmin sonunda da Sibel Recep'i tanımıştır ama....
Bundan sonrasını anlatmayacağım merak ediyorsanız filmi izlersiniz.
Birde Sibel'i görünce aklıma Halime geldi. Halimeyi görebilecek miyiz filmlerde acaba?
parlement pazar gecesi sineması....
Eskiden tv daha eğlenceliydi sanki şimdi bi kanal ne yaparsa diğeride onun bir benzerini yapamadan duramaz olmuş. neyse konumuzdan sapmadan devam edelim. Bu filmleri izledikten sonra ertesi günü birbirmize anlatırdık; dün şu film vardı izledim mi gibisinden .... hatırlıyorumda temel içgüdü tv de ilk kez orda çıkmıştı 18 yaş sınırlaması bile vardı:)) yasak olunca daha çok merak edilir herşey
Tabiki izledim ama çokda sınırlanacak bişeyde yoktu doğrusu. Gayet normal gelmişti....
Kelebek ve Dalgıç
Cuma, Şubat 29, 2008

Gösterim Tarihi : 18 Ocak 2008
Yönetmen : Julian Schnabel
Senaryo : Ronald Harwood , Jean-Dominique Bauby (Kitap)
Yapım : 2007, Fransa / ABD , 112 dk.
Bugün ne olduğumuzdan çok gelecekte olacaklar daha önemlidir. İstediğiniz kadar lüks içinde yaşayın, ister dünyanın en zengini olun bela her an kapınızı çalabilir. Gazatelerde, haberlerde görüp duyduğumuz, bazende göremezlikten geldiğimiz bu olayların bizim başımıza gelmeyeceğini düşünmekteyiz kimi zaman. Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, yaşamamız bile mucize haline gelmiş. İşte bu mucize hayatımızda paradan da en önemlisi sağlık ve aile oluyor. Önemli olan bunun farkında olabilmek galiba...
Fransız Elle dergisi editörü Jean-Dominique Bauby’nin gerçek hayat hikayesinden yola çıkarak yapılmış bu filmde Jean-Dominique Bauby 43 yaşında beklenmedik bir biçimde hastalanıp ve bütün kas kontrolünü kaybetmesiyle film başlar.Kendine geldiğinde konuşamadığını anlayan Jean-Dominique Bauby tek kontrol edebildiği yerin, sol göz kapağı olduğunu anlar. Konuşulanları duyan ve gören ama söylemek istediklerinide terapistinin bulduğu bir yöntemle ( göz kapaklarının hareketiyle) anlatıyor film boyunca. Sürekli hareketli bir hayat yaşayan Jean-Dominique Bauby'nin hayatla tek bağlantısı sol göz kapağıdır artık. İlk zamanlarda bu durumu kabullenmek istemesede Jean-Dominique Bauby daha sonraları hiç bir kaçış yolu olmadığını anlar. kazadan önce yazmak istediği bir hikayeyi bu sefer yaşadıklarından yola çıkarak göz kapaklarıyla konuşur bu çok zamanını alsada yapmaya karar verir. Zaten göz kırpmaktan başka yapacak birşeyi de kalmamıştır.
Hem konusu itibariyle, hem anlatış tarzı, hem de film çekim tekniğiyle etkileyici bir film olmuş. Eğer sinemada izleme fırtası bulamadıysanız bu filmi, bir ara mutlaka dvd sini alıp izleyin, koyun arşive , çünkü arşivlik bir film olduğu düşüncesindeyim.
FANTASTİK TÜRK MASALI......ULAK yola çıktı
Çarşamba, Şubat 06, 2008

Hani vardır ya dedelerimizin, ninelerimizin anlattığı, bazen ürkerek dinlediğimiz ama sonunuda hayecanla beklediğimiz masallar.Küçükken yazları dedemlere gittiğimde hep masal isterdim ondan. Oda büyük bir keyifle ve cidiyetle başlardı anlatmaya. Hani o bildiğiniz pamuk prenses ya da sindrella masalları gibi değildi onlar. Düşünüyorumda onlara göre daha fantastik daha heyecanlıymış, o masalar.
Niye bundan bahsettiğime gelince, Ulak filmini izledikten sonra, dinlediğim o masallar geldi aklıma. Kendi tarzında gayet başarılı, yer yer güldüren, yer yerde ağlatan bir çalışmaya imza atmış Çağan Irmak. Filmi izlerken kendinizi, masalın büyüsüne ve gizemine kaptırıyorsunuz. Filmde, Zekeriya adında bir seyyah asıl mesleği hekim olup, köy köy dolaşarak ulak ibrahimin hikayesini(kendi hikayesini masal gibi) anlatır çocuklara. Anlatırda niye anlatır??? Kor gibi yanan ciğerini bi nebze olsun soğutmak, yüreğinin acısını dindirmek için anlatır durur. Her gittiği yere kendi hikayesini de götüren Seyyah Zekeriya'nın en son gittiği köy, diğer köylere pek benzemektedir. Bu köyde de toplar etrafına çocukları, başlar hikeyeyi anlatmaya. Her çocuk kedni gözünde hikayedeki kişlere göre birini canladırır, tanıdığı birinin yüzünü koyar.masalın etkisinde kalan çocukar Ulak İbrahim'in varlığına ve bir gün geleceğine bile inanırlar...
Oyunculara gelince;
Çağan Irmak Babam ve Oğlum da çalıştığı kadroyu hemen hemen korumuş. Sürekli aynı kişilerle çalışmak iyi midir kötü müdür bilmem ama, ben bu kadroyu seviyorum. Yetkin Dikinciler'i ilk defa kötü bir karakterlerle izledim beyaz perde de. İlk duyduğumda şaşırmıştım yetkin kötü bir karakterde oynamışdiye bence rolünün hakkını veriş. filmde etkilediğim sahnelerden bitanesi de Ferhat'ın(çocuk) Seyyah Zekeriya dan Ulağı çağırmasını iztemesiydi, çok etkili ve duygusal bir sahne olmuştu.
Son söz;
Bence güzel bir film olmuş kendi tarzında. İçinizdeki çocuğa mutlaka ama mutlaka bu masalı izletin derim ben...

