Salı, Şubat 03, 2009

Bugün yeni yeni biloglar keşfettim okumaktan gözlerim ağrıdı. Bilog alemine dalınca çıkamıyorum nedense. Gecenin 2:30 uğunda ben hala bilog bilog geziyorum yarebbim. Ayrıca belirtmeden de geçemeyeceğim Devianarta da üye oldum (sırf her fotoyu görebilmek için itiraf ediyorum) :)) bi üye olmadığım ye orasıydı orayada üye oldum başım göğe ercek yakında:D

Bide bugünler de pek bi kitap sever oldum uzunca bir aradan sonra. Geçen hafta iki kitap bitirmenin sevinci ve huzuruyla doluyum. Artık okuyabiliyorum yeni yine yeniden. Geçen hafta hem iki kitap bitirdim hem iki filme gittim entellektüel oluyorum herhalde iyiden iyiye :P Neyse gitiğim filmlerden biri Alacakaranlık diğer biride sevgili Angelia'nın filmi. Angelina 'ya dönücem tekradan ilkin Alcakaranlıktan başlıyım öyle ahım şahım efekti olmayan kendi çapında vampir filmi ; Angel Buffy tadında diyebilirim o dizileri takip etmişler için. Bütçenin düşük olduğu belli oluyo filmi izlerken . Ama vampirleri neden bukadar cool ve çekici yaparlar filmlerde anlamış değilim. Filmin boşrol oyuncusu sevgili Edward Cullen bayanların yeni gözdesi olmuş bu film sayesinde. Hani gözde olunmıcak gibi değildi yani. Gerek gazatede gerek sanal alemde film hakkında yorumları okduğumda genç yaşlı herkes pek bi beğenmiş .Bu beğenenler arasında bende varım tabi ki. Keşkee vampire olsa olanıda Edward gibi olsa diyesi geliyor insanın . Neyse bukadar tanıtım yeter herhalde filme ilgi artar gibi gelio :P Hem dram hem aşk unsurları içeren bi film olmuş bu tarz sevenler gitmeli bence bu filme . Vizyondaki diğer filmler içinde iyi denilebilecek bi yerde.

Angelina'nın filmine(Chanceling) gelince ise Angelina'yı hiç bukadar çirkin görmemiştim. Bu filmine gitme nedenlerimden biri sinema sitelerinde aldığı puana kanmış olmam ikincisi yönetmenin Clint Eastwood olaması (million dolar baby de pek bi beğenmiştim kedisini ve filmini). Konunun gerçek olması da insanı çeken bi unsur diyebilirim. Ama iş müziklere gelince rezalet ötesi di . Sevgili chirkefin de dediği gibi sanki Kıraç yapmış müzikleri dört notadan öteye gitmiyor müzikler. Müzik konusunda vasat bi filmdi . Böyle gerçek olaylarda müzik da bi etkili olur sevgili Clint :) neyse uzun lafın kısası uzunca bi film olup sabırlı insanlara izlemeleri tavsiye edilir..

kahve bahane fotolar şahane...

Cuma, Ocak 23, 2009

Yaşım ilerledikçe akıllanacağıma daha deli deppek işler yapıyorum nedense. Bu hafta çarşamba günü sevgili kuzenimin agussia nın ilaç dükkanına gitmeye karar verdik sevgili aslımm ve chirkhef ile birlikte. Foto çekeceğimiz için aksesuarlarıda topladık gittik. Aksesuarlar elimizde düştük aşagışamlı yolarına tabi yolda giderken boş dururmuyuz dedikodu kazanını da kaynattık buarada. ne demişler boş duranı allah sevmez diye. Sevigili agussia (kendisi eczacı olur ahhh yazcak çok şey varda yazamıom nedense :))) bizi köttee ekmek ve kahve çikolata konseptiyle karşıladı. Ne alaka demeyin aşağışamlı burası heran herşey olabilir ;)). Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim çikolatalarda pek bi güzeldi allahtan kimseye bişey olmadı;) Neyse bu ziyaretimizin asıl sebebide chirkefin foto kolleksiyonuna yeni kareler eklemek istemesiydi. Evet amacımız buydu itiraf ediyorum ziyaret bahane!!! Tren yolu ve keman konseptli bu fotoları hala göremedik ama benim bitane fotomu koyduğu için pek bi mutlu oldum burdan kendisine teşekkürlerimi iletmek istiorum.

Denilzi il sınırları içerisinde değişik, keyifli bigündü arada yapalım gene yaww sevgili dostlar :P

dip not: yazıda kullanılan isimler kişilerin net aleminde kullandığı isimler olup sahislar deşifre edilmemiştir :P

kaleme alan ~ outis ~ zaman: 01:40 6 fikrini beyan et  

Çarşamba, Ocak 14, 2009

empati yoksunu olmuş herkes
kendi doğrularından başka doğru kabullenmeyen insan topluluklarına rastlıyorum bu aralar
gün geçtikçe herkes bencilleşiyor ve bu bencillikten payımı ben de alıyorum
yavaş yavaş bencilliğin kapılarından giriş yapıyorum
anladım ki
benciller kazanıyormuş tüm oyunları
ve
bütün savaşları

kaleme alan ~ outis ~ zaman: 00:03 1 fikrini beyan et  

yaratıcılık ve hormonlar

Salı, Ocak 13, 2009

Uzunca bi süredir takip ettiğim yazarlar ressamlar oyuncular vb sanatla ilgilenen insanlar özellikle erkeler arsında beni etkileyen insanların büyük bi çoğunluğunun farklı tercihlerinin olması bir tesadüfmüdür acaba ?
Soruyorum size...

Neden gayler bu kadar yaratıcı ya da ben yaratıcı olanları mı seçiyorum sadece farkında olmadan.

Yaratıcılık gay olmayı mı gerektiriyor yoksa gaylik mi yaratcılığı tetikliyor?

Sonra hormonlarla mı alakalı diye düşünüyorum. Bunun bilimsel bir açıklaması olmalı. Kesin bilimsel bi açıklaması vardır benim bilmediğim (araştırmak lazım). Neden bi kadının yazdığını değilde bir erkeğin özellikle gay birinin yaptıklarını daha çok beğeniyorum daha çok etkileniyorum . Kadın gibi de düşündüklerinden mi yoksa kadınları daha iyi anladıklarından dolayımı acaba?

Biraz östörojen biraz testestorojenin iyi harmanlanması mı insanı yartaıcı kılan . Tek başına hormanlar bile etkili değil güzel bişeyleri yaratmaya. Galiba her ikisinede sahip olmak gerek ve tüm benliğiyle yaşamak gerek bütün duyguları tam anlamıyla ifade edebilmek için.

***bu yazıyı bu aralar çok Küçük İskender okumaktan dolayı yazdığımı belirtmeden geçemiyeceğim :))

kaleme alan ~ outis ~ zaman: 23:17 1 fikrini beyan et  

hüzünlü mutluklar zamanı

Salı, Ocak 06, 2009

mutluluğun yanında hüznüde bedavadan veriyorlar arık
çayın yanında şeker gibi
kahvenin yanında çikolata gibi
mutluluk yanında hüzünde bedava
üstüne para vermiyosunuz öylesine bedava iştee
havayla su gibi
toprakla çimen gibi
mutluluk ve hüzünde ayrılmaz bi ikili
ve zaman
hüzünlü mutluklar zamanı şimdi...

kaleme alan ~ outis ~ zaman: 23:06 0 fikrini beyan et  

Salı, Kasım 04, 2008

Kapalı kaplar ardında yaşıyoruz
Herkes bir şeyler saklar olmuş birbirinde
Herkesin kendine göre bir sırrı var .
Bilipte bilmemek görüpte görmemek duyupta duymamak en iyi yaptığımız şey olmuş
Üç maymunu oynar olmuşuz
farkında olmadan ya da bilinçli
Sezen'in bi şarkısında dediği gibi masum değiliz hiç birimiz.
Gerçekten öylemiyiz?
Masum değil miyiz?

kaleme alan ~ outis ~ zaman: 23:08 0 fikrini beyan et  

geri dönüş...

Pazartesi, Kasım 03, 2008

Geçen hafta bloggerin kapanmasıyla blogsome kaydolup yazdığım bi yazıydı. Ben diğer tarafa yazarken blogger açılmış bile çoktan. Düşündüm taşındım eski köye yeni adet getirmiyim dedim. Burdan devam edicem yine eskisi gibi...

-Nezamandır aklımdan bloguma yazı yazmayı geçriyordum ama bir türlü fırsat bulamaıyordum. Bu en çok kullandığım bahane bu aralar; fırsatını bulamamak. Aslında kafadakileri toparlayamadım demek daha doğru olur. Sağa sola karalıyordum birşeyler, bunu yazarım şunu da yazarım diye. dün akşam acı gerçekle karşılaştım. kuzenimin haber vermesiyle öğrendim ki blogspot artık bloglanmış. bi kaç blog kullanıcısınız yaptığını herkese mal etmenin ne anlamı var anlamış da değilim. Ben kendi aleminde takılan bi blog yazarıyken, bilmem kim kendi blogunda ücretsiz lig tv yi yayılamışsa git onu kapat kardeşim. Onu cezasını biz niye çekiyoruz, çekmekte zorundamıyız. Dünden beri ne yapacağımı eski yazıları nasıl kurtaracağımı düşünürken, çok sevdiğim bi arkadaşım sayesinde-sağolsun- proxy sitelerininde yardımıyla youtube girerken kullandığım yöntemle girdim sevgili eski bloguma. Eski diyorum bu kapatma olayından sonra mefta olmuş oluyor bi daha blogspot açılana dek. Artık adres değişikliği yapıp diğer rakibi olan blogsome dan devam ediceğim. Burası biraz daha karışık olsada eski alıştığım düzene göre, alışacağız bu duruma da. Digiturkle blogspot kavga ede dursun benim de yeni adresim hayırlı uğurlu olsun… -(27.10.2008)

kaleme alan ~ outis ~ zaman: 12:43 0 fikrini beyan et